Asit Halojenürleri

 

Karboksilik asitlerin tiyonil klorür veya fosfor halojenürleri ile reaksiyonundan elde edilirler.

 Asit Anhidritleri

Asit anhidritler asit klorürlerin nükleofilik sübstitüsyon reaksiyonları ile elde edilirler.

 Esterler okumaya devam edin…

 

DENEYİN AMACI: Çayda bulunan kafeinin sudaki çözünürlüğünden yararlanarak çayda bulunan saf kafeini elde etmek.

 

DENEYİN TEORİSİ: Çayın aranan bir içecek olmasının bir önemli nedeni de içerdiği alkoloid maddeleridir. Alkoloid madde olarak bilinen kafein, teobromin ve teofilin pürün türevleridir. Pürin ise nükleproteinlerin en önemli yapı taşıdır.

Çay yapraklarından izole edilen arı kafein (C8H10N4O2), tadı acı kristal halde bir maddedir. Çizelgeden görüleceği gibi yaprak yaşı ile  ilgili olarak çay yaprağının kafein kapsamı azalmaktadır.

Çay Bitkisinin Değişik Yapraklarında Bulunan Kafein Miktarları Kuru Maddede %: okumaya devam edin…

Alkollerden Eldesi

Alkollerin Oksitleyici reaktifler ile reaksiyonu sonucunda Aldehit elde edilir.

 

  Asit Klorürlerin Katalitik Hidrojenlenmesi ile

Alkinlerin Hidrasyonu ile

 

                                            
Dihalojenürlerin Hidroliziyle

Komsu Karbonlardaki Hidroksilerin Ayrılması

 

    

Ozonlama ile                

                                            

 

 

Gaz kromatografisi, fiziksel ve kimyasal özelliklerdeki farklardan yararlanarak bir karisimi olusturan bilesiklerin birbirinden ayrilmasidir. Bu, yüzeyi genis, kati bir destek (yatak) üzerinde hareketsiz duran bir faz ile bu faz üzerinde hareket faz arasinda, ayrilmasi istenen bilesiklerin göç etme hizlarinin farkli olmasindan yararlanilarak yapilir. Ayrilmasi istenen karisim, destek katisi ve üzerindeki sabit fazla doldurulmus cam veya metal bir kolondan geçirilerek ayirma gerçeklestirilir. Ayrilan bilesenler kolonun diger ucunda farkli zamanlarda çikar ve uygun bir detektörle tespit edilip miktariyla orantili kaydedilir. Ayrilmanin gerçeklestigi kolondan çikan akiskanin toplamini efluenti, bunun hareketli faza ait kismina eluent ve ayrilmis bilesene ait kismina eluat denir.

Gaz kromatografisinde, kolon, yüksek sicaklikta tutularak ayrilacak maddeler gaz haline geçirildiginden, kaynama noktasi 500 oC ye kadar olan bilesikler ayrilabilir. Çünkü bugün için ancak bu sicakliga kadar dayanabilecek durucu fazlar gelistirilebilmistir. Bu nedenledir ki, gaz kromatografisiyle molekül agirligi yaklasik 500 e kadar olan maddeler ayrilabilir.

Gaz kromatografisi cihazi genel olarak alti kisimdan meydana gelir:

  • Sürükleyici gaz, basinç ve akisi ayarlayan kisim,
  • Numune enjekte etme kismi,
  • Kolon kismi,
  • Detektör kismi,
  • Isitma kismi,
  • Kaydetme kismi.

Ftalosiyaninler o-dikarboksilli asitlerden veya bu asitlerin amid, imid, nitril türevlerinden elde edilebilir. Ancak karboksil grupları doymamış aroatik gruba direkt olarak bağlıdeğil ise ftalosiyanin sentezi mümkün olmamaktadır. Ayrıca, karboksil veya siyano gruplarını taşıyan karbon atomları arasında çift bağ olmalıdır.

Ftalosiyanin molekülü dört izoindol ünitesinden oluşur ve oldukça gergin bir yapıdadır.

Ftalosiyanin molekülünün merkezindeki iki hidrojen atomunun periyodik tablonun hemen hemen bütün metal iyonlarıyla yerdeğiştirmesi sonucu ve periferal pozisyonlara çeşitli sübstitüentlerin takılmasıyla birçok metalli ftalosiyanin sentezlenmiştir . okumaya devam edin…

Katılarda elektriğin iletilmesi elektronlarla olur . Örneğin bir bakır telden elektrik akımının geçmesi demek elektronların bir uçtan diğer uca akması demektir. Sıvılarda ise elektrik iyonların göçüyle iletilir. Çözeltilerde artı ve eksi yüklü iyonlar olduğuna göre bu iyonlar birbirine zıt yönde hareket ederek elektriği iletirler. O halde bir çözeltinin elektrik iletkenliğini inceleyerek, içindeki iyonların azlığı veya çokluğu hakkında bilgi edinmek mümkündür.

Dünyanın yeni gözdesi; fosil enerji kaynaklarının (kömür, petrol, doğal gaz) hızla tükenmesi nedeniyle çevreye zarar vermeyen ve “geleceğin enerjisi” olarak anılan hidrojen enerjisi.

 Hidrojen; bilinen en hafif gazdır ve yanıcı özelliğe sahiptir. En önemli özelliği yanarken, diğer yakıtların çıkarttığı karbondioksit gibi zararlı gazları çıkarmaması ve geriye sadece saf su bırakmasıdır.


Hidrojen 21. yüzyıla damgasını vuracak bir enerji taşıyıcısıdır.

Kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilen, taşınmasında çok az enerji kaybı olan, her yerde (sanayide, evlerde ve taşıtlarda) kullanılabilen, tükenmez, temiz, kolaylıkla ısı, elektrik ve mekanik enerjiye dönüşebilen, karbon içermeyen, ekonomik ve hafif olan hidrojenin yalnız 21. yüzyılın değil, güneş ömrü olarak tahmin edilen gelecek 5 milyar yılın da yakıtı olacağı söyleniyor.


Hidrojen bir doğal yakıt olmayıp, birincil enerji kaynaklarından yararlanılarak su, fosil yakıtlar ve biyokütle gibi değişik hammaddelerden üretilebilen sentetik bir yakıttır.

Hidrojenin, diğer yakıtlara göre pahalı olmasına rağmen uzun dönemde teknolojik ilerlemelerle enerji kullanımında önemli rol oynaması beklenmektedir.

Pazarın, bölgesine ve boyutuna bağlı olarak hidrojenin kğ başına maliyeti 2,35-7 $ arasındadır. Ancak bu maliyet göreceli olup, önümüzdeki yıllarda hızlı düşüşü beklenmektedir.

Hidrojen ve elektrik birbirine kolaylıkla dönüştürülebilir enerji türleri olduğundan hidrojen, tüm sektörleri doğrudan ya da dolaylı etkileyebilmesi, toplumsal gelişme ve refah düzeyini belirleyici oluşu açısından çok kritik bir konumdadır. Yaklaşık otuz yıldan beri hidrojen üretiminin gelişmesiyle, dünya genelinde kimya ve petrol sanayiine bağlı olan ve giderek büyüyen bir hidrojen ekonomisi sözkonusudur.

Geleceğin Enerjisi: Hidrojen

Nurel KILIÇ

Bu nedenle hidrojen; petrol, kömür ve doğal gazın gelecekte yaygınlaşabilecek tek alternatifidir.


Ulaşımda, endüstride ve evlerde hidrojen kullanımı aslında sanıldığı kadar yeni değildir. Dünyanın pek çok yerinde hala evlerde kullanılmakta olan havagazı aslında hidrojen ve karbonmonoksidin bir karışımıdır. okumaya devam edin…

Metalsiz ftalosiyaninler “serbest baz ftalosiyanin”, “dihidrojen ftalosiyanin (H2Pc) ya da yalnız ftalosiyanin (Pc) olarak adlandırılır.

Metalli ftalosiyaninlerde (MPc) katyon ftalosiyaninden önce yazılarak kısalma yapılır (örneğin ZnPc)


(a)                      (b)

 

 

a) Metalsiz Ftalosiyanin (H2Pc), b) Metalli Ftalosiyanin (MPc)

Ftalosiyanin halkasındaki kabul edilmiş numaralandırma sistemi Şekil II.5′de gösterilmektedir. Makrohalka üzerinde sübstitüsyonun bulunabileceği 16 uygun konum vardır. Ftalosiyanin bileşiklerinde, benzen halkasının boşta kalan konumlarının çeşitli adları vardır. 2, 3, 9, 10, 16, 17, 23, 24 numaralı karbon atomları periferal (p) ve 1, 4, 8, 11, 15, 18, 22, 25 numaralı karbon atomları periferal olmayan non-periferal (np) konumlar olarak adlandırılır. Non-periferal konumlarla ilgili çeşitli çalışmalar mevcutsa da en önemli sorun buralardaki grupların birbirlerine sterik engelleme oluşturmasıdır. Periferal konumların bu açıdan daha rahat oldukları görülmüştür [10].

t- kısaltması genellikle dört izomerden oluşan periferal olarak tetra-sübstitüe bir Pc’yi ifade eder. Örneğin, halkaya bağlanmış olan sübstitüentler Pc kısaltma formundan sonra yer alırlar. Periferal ve periferal olmayan sübstitüentlerin her ikisini de taşıyan okta(o)-sübstitüe ftalosiyaninlerden oluşmuş önemli maddeler vardır ve bunlar sırasıyla Op ve Onp kısaltmaları ile gösterilirler. Örnek olarak 1,4,8,11,15,18,22,25-oktahekzilftalosiyaninatonikel (II), NiPc-onp-C6 olarak kısaltılabilir ve C6 her biri altı karbon atomu içeren sekiz periferal olmayan alkil olmayan alkil sübstitüentini gösterir (örneğin, -C6H13). okumaya devam edin…

Dolomit

Yorum yok

Dolomit, kireçtaşında (CaCO3) Ca ile beraber Mg’un yerelması ile oluşan bir mineraldir.

Özgül ağırlığı Mg oranına bağlı olarak 2,71 ile 2,87 Ton/m3, sertlik ise 3,5-4 arasındadır.

Dolomitin; ham dolomit, kalsine dolomit ve yanmış dolomit olarak kullanım şekilleri vardır.

Dolomit, basta demir-çelik sanayi olmak üzere cam, seramik, boya, gübre, tuğla, çimento ve inşaat sanayilerinde, tarımda toprak ıslahı gibi çok geniş bir alanda kullanılmaktadır.

Dünya’da ve Türkiye’de oldukça geniş bir yayılıma sahip olup rezerv problemi olmayan bir mineraldir.

120 milyon ton civarında olan dünya üretiminin yarıya yakını ABD’de gerçekleştirilmektedir. ABD’nin dışında İngiltere, Avusturya, Belçika, Japonya, Polonya, İspanya, Kanada, Brezilya, Almanya ve Avustralya yılda 1 milyon tonun üzerinde dolomit üreten ülkelerdir.

Dünya’da 3 milyon tonun üzerindeki ihracatın 2 milyon tonunu Belçika ve Kanada yapmaktadır. 2 milyon ton civarındaki ithalatın ise 1,3 milyon tonu Japonya tarafından yapılmaktadır.

Dünya’da dolomit büyük miktarlarda ve çok değişik sektörlerde kullanılmasına rağmen Türkiye’de üretimin çok önemli bölümü sadece demir-çelik ve cam sanayinde kullanılmaktadır.

6. Beş yıllık plan döneminde Türkiye’de ortalama yıllık 550 bin ton dolomit tüketilmiştir. Ayni dönem de üretim ise söz konusu tüketimi karşılayacak miktarlarda olmuştur.

7. Beş yıllık plan döneminde ise toplam ortalama yıllık tüketim 600.000 ton civarında olacaktır. Türkiye’nin bu dönemde dolomit ihracatı ve ithalat yapacağı beklenmemektedir. (3)

Tanım ve Sınıflandırma

Bileşimi CaMg (CO3)2 olan ve bir çift karbon bileşiği olan dolomitin kalsitten ayrı özellikte bir mineral olduğu ilk defa Fransız Jeolog Dolomiev Syluoin tarafından belirlenmiştir (1750-1801).

Dolomit, kireçtaşlarından CaO’un yerini kısmen veya tamamen MgO’un alması ile oluşur. Bu yüzden bileşimi açısından kireçtaşları ile ilişkili olup yanalda ve düşeyde daima kireçtaşları ile geçişlidir. Bünyedeki kalsit ve dolomit oranlarına göre bazı araştırmacılar tarafından aşağıdaki gibi sınıflandırılmaktadır.

% 10 dan az kalsit, % 90 dan fazla dolomit Dolomit

% 50-10 kalsit, % 50-90 dolomit Kalkerli Dolomit

% 90-50 kalsit, % 10-50 dolomit Dolomitik Kireçtaşı

% 95-90 kalsit, % 5-10 dolomit Mg. lu Kireçtaşı

% 95 den fazla kalsit, % 5 den az dolomit Kireçtaşı

Görüldüğü gibi kireçtaşı ve dolomit olarak kayaç türü ayırımı yapılmasında ve geçiş kayalarının tespitinde kayacın içerdiği kalsit ve dolomit minerallerinin miktarı asil rolü üstlenmektedir.

Dolomitin özgül ağırlığı, MgO oranına bağlı olarak 2.71 ile 2.87; sertliği ise Mohr skalasina göre 3,5-4 arasındadır. Ticari saflıktaki dolomitin ergime noktası 1924-2495oC arasında değişmektedir. İhtiva ettiği organik malzeme miktarı arttıkça koyulaşmakla beraber genellikle pembe, kirli beyaz, beyaz-gri, siyah ve kahve renklidir. Romboedrik sistemde kristallenen dolomit % 30.4 CaO, % 21.8 MgO ve % 47.8 CO2 içerir. Empurite olarak silikat, feldspat ve opak mineraller içerebilir.Ticari anlamda dolomitin türleri için çeşitli sıcaklık derecelerinde işlemler yapılır. Kalsinasyon işlemi uygulanmamış dolomite “Ham dolomit”, 1100oC te ısıl isleme tabi tutulmuş dolomite “Kalsine dolomit” 1850-1950oC arasında ısıl isleme tabi tutulması ile elde edilen ürüne de “Sinter dolomit” ismi verilmektedir.Dolomitin 1650oC civarında demir oksitle birlikte yakılması ile elde edilen ürün ise Dead-burned dolomit olarak isimlendirilmektedir. (3)

Dolomit Üretimi

Üretim yöntemi ve teknoloji

Türkiye’de tüketiciler dolomiti ruhsatlarındaki ocaklardan kendileri üretmekte veya üretimi müteahhite yaptırmak suretiyle temin etmektedirler. Bir diğer tedarik yöntemi ise doğrudan müteahhitten satın almaktadır. açık isletme yöntemi ile isletilen ocaklarda dekupaj ya hiç yok yada çok az miktardadır.

Dolomit ocağında üretim genellikle patlatma ile başlamakta, sonra iri bloklar daha küçük parçalara ayrılmakta, son aşamada ise kırma eleme tesislerinden geçirilmek suretiyle üretim tamamlanmaktadır. Bu işlemler sırasında loder, kamyon, traktör gibi basit makineler ve insan gücü, patlayıcı olarak da amonyum nitrat, dinamit ve elektrikli kapsül kullanılmaktadır. (3)

 Ürün standartları

Dolomitte kullanılacağı yere göre bazı fiziksel ve kimyasal özellikler aranmaktadır.

İskenderun Demir ve Çelik tesislerinde sinter ve yüksek fırınlarda kullanılan dolomitte:

MgO : % 20.08

CaO : % 29.54

Al2O3+SiO2 : % 2.82

S (Max) : % 0.92 olmalı, ayrıca ateş zayiatı % 46,38 ve nem oranı % 3′ü asmamalıdır. okumaya devam edin…

HCI,HBr in en büyük etkisi,oksijene karşı hidrojeni istemeleridir.Bunlarda Hi kapmak için mücadele etmektedir.

H + H    H2 +X

KBr =ka / kb = 0.374 e 16760/RT

 

KCl = ka/kb= 0.583 e 1097/RT

 


Halojen kökenli güç tutuşurluk bitim maddeleri, daha çok (gaz fazı mekanizmasına göre ) yanıcı gaz konsantrasyonunu düşürür ve yanıcı radikalleri yakalarlar.

Yukarıdaki kinetikler ileri olan reaksiyonun daha fazla olduğunu göstermektedir.(daha hızlı).Bromlu bileşiklerle, klorlu bileşiklere nazaran sağa çok daha hızlı kaymaktadır.Halojenürleri aralarsak etkinlik HF,HCL,HBr,HI şeklindedir.HI özelikle pahalı olması ve stabilitesinin düşük olması nedeniyle hiç kullanılmaz.HF nin ise reaktivitesi çok çok yüksektir.Bu nedenle öncelikle bromürler,daha sonra klorlu bileşikler kullanılır.

Alfatik halojenürler, aromatik halojenürlerden çok etkindir.(1.5 kat )Hekzoklorhekzan ,hekzoklorbenzen, alifatik alanın 3 kez daha aktif olduğu görülmektedir.

 

Daha etkin (fakat aşırı zehirli)

NH4CI,NH4Br ise çift etki göstererek daha etkindirler.

Blokaj maddesi olarak asit salgılarlar ve ortama amonyak vererek ,gaz pozdaki yanıcı gazların NH4Br NH3 + HBr

etkisini düşürürler.Ayrıca oluşan amonyak selülozik liflerin içerisine kolayca nüfuz ederek yanıcı gazların oluşumunu ve çıkışını engellemektedir.C-X bağının gücü önemlidir.Çünkü tribromanilin,filtre kağıdına (%30 oranında ) uygulandığında hiçbir tutuşurluk sağlanamamaktadır.Br kopamamakta ve etki söz konusu olmamaktadır.

 

Halojenler içinde entimon sinerjik etki gösterir.(özellikle antimonoksit) Sb2O3 (Sb4O6 )halojenli bileşiklerin güç tutuşurluk etkisini oldukça arttırmaktadır.

Halojen (antimon oranı 1.7:1 veya 2.9:1 dir.3:1 oranı optimum olarak verilmektedir.

R-HCI    R+ HCI (250 C)

Sb203 + 6HCI    2SbCI3 +3 H2O

Sb2O3 + HCI     SbOCI +H2O

Halojen içeren güç tutuşurluk maddesi piroliz esnasında HCI çıkarır.Sb2O3 ise HCI ile antimonklorür açığa çıkarmaktadır.Antimonklorür yanma gazlarını bağlamakta, H2O da gaz fazının yoğunluğunu düşürmektedir.

Antimonhipoklorit aynı zamanda lif yüzeyinde bir film oluşturarak lifin ortam ile ilişkisini kesmektedir.