"asit" ile etiketlenmiş yazıları görüntülüyorsunuz

H+ iyonlarında değişiklik olduğunda pH’ yı normal sınırlarda tutabilmek için birçok kontrol merkezleri devreye girmektedir. Bunlar:

  1. Kanın kimyasal tampon sistemleri ( hemen aktive olur )
  2. Solunumla asit baz dengesinin düzenlenmesi
  3. Böbreklerle asit baz dengesinin düzenlenmesidir (daha yavaş aktive olur) .

        A- Kanın kimyasal tampon sistemleri:

a) Bikarbonat-karbonik asit sistemi: Temel ve en hızlı tampon sistemidir. Bikarbonat genellikle sodyum bikarbonat şeklinde bulunur. Diğer hücrelerden farklı olarak eritrosit içine kolayca girmesi nedeni ile bikarbonat tamponlanmasının 1/3′ü eritrosit içinde geçer. Bu sistemin diğer hem bikarbonat üreterek hemde reabsorbsiyonu etkileyerek önemli rol oynar.

Bir sistemin pK değeri ortamın pH değerine ne kadar yakınsa tamponlama gücü o kadar fazladır. Bikarbonat – karbonik asit sisteminin pK değeri 6.1 olup, fizyolojik pH’da zayıf bir tampondur. Buna rağmen bikarbonat ekstrasellüler sıvıda yüksek konsantrasyonda bulunduğundan ve C02 akciğerlerden alveolar ventilasyonla uzaklaştırıldığından bikarbonat – karbonik asit tampon sistemi en önemli tampon sistemidir ve kanın tamponlama gücünün %50′sini sağlar. Ancak primer olarak CO2 basıncındaki değişiklikten kaynaklanan respiratuar bozukluklarda bu sistemle tamponlama yetersizdir.

Bikarbonat sistemi iki nedenle önemlidir:

  1. Bikarbonat ekstraselüler sıvıda nispeten yüksek oranda bulunur ve
  2. Daha önemlisi PaCO2 ve plazma HCO3 ‘ ü sırası ile AC’ler ve böbrek tarafından kısa sürede regüle edilir.

    Bu iki organın HCO3 / PaCO2 oranını değiştirme yetenekleri onların arteriyel pH üzerinde önemli etkiler oluşturmalarına imkan verir.

Ortama güçlü bir alkali, örneğin NaOH eklenirse;

H2C03+ NaOH => NaHCO3 + H2O reaksiyonu ile zayıf bir baz olan NaHCO3 ortaya çıkmakta; bu maddenin hem daha az disosiye olması, hem de böbreklerden atılması ile 2 aşamalı olarak tamponlanması olacaktır.

Ortama güçlü bir asit, örneğin HCI eklenirse;

NaHC03 + HCI => H2CO3 + NaCI reaksiyonu ile zayıf bir asit olan H2CO3 ortaya çıkmakta, H2CO3 hem daha az disosiye olarak hem de CO2 şeklinde akciğerlerden atılarak elimine edilir. Geriye kalan NaCI ise böbreklerden atılır.

b)    Proteinler ve Hemoglobin: Plazma proteinleri kanın tamponlama gücünün ancak %6′sını oluşturur. Proteinler daha çok intraselüler tamponlarında önemlidir. Özellikle histidinin imidazol halkası ve sistemin sülfidhil grubu, pK değerleri fizyolojik pH değerlerine yakın olduğundan iyi tamponlama özelliğine sahiptir.

Hemoglobin ise kanın tamponlanmasında büyük rol oynar (%35). Hemoglobin pH’sı 5.7 ile 7.7 (pKa 6.8 ) arasında olan histidinden zengindir. Hemoglobin ekstraselüler sıvıdaki en önemli nonkarbonik tampondur. Hemoglobin terminal amino grupları ile, C02‘i karbamino bileşikleri halinde bağlar. Ayrıca eritrosit içinde karbonik asitin ayrışımı ile oluşan H+
iyonlarını da tamponlar. Hemoglobinin pK değeri eritrosit içi pH değerine (7.2) çok yakındır. Asit ortamda hemoglobinin CO2 ve H+ iyonlarına bağlama kapasitesi artar. Dokularda pH düşüşü ile hemoglobin-oksijen ayrışım eğrisi sağa kayar ve hemoglobinin oksijene ilgisi azalır (Bohr etkisi). Oksijenini bırakmış hemoglobin ise daha fazla Karbamino-C02 bağlayabilir. Keza oksijenize hemoglobin asidik olduğu halde, redükte hemoglobin zayıf asittir. (Halden etkisi) ve H+ iyonlarını tamponlama gücü daha fazladır.

c)    Fosfat tampon sistemi:

PK değeri 6.8 olup normal pH’da H2PO4 <==> H++ PO4 reaksiyonunun iki tarafında eşit asit baz vardır. Bu nedenle bikarbonattan daha etkin tamponlama özelliği vardır. Ancak kandaki miktarı çok az olup kanın tamponlama kapasitesinin sadece % 1-3′ünü sağlar. Hücre içindeki miktarı daha fazla olduğu için iyi bir intraselüler tampon sistemidir.

B- Solunumla asit baz dengesinin düzenlenmesi:

PaCO2 değişiklikleri beyin sapındaki kemoreseptörler aracılığı ile alveolar ventilasyonu düzenler. Reseptörleri uyaran BOS’ daki pH değeridir. PaCO2‘deki her 1 mm Hg’lik artışa karşın dakikadaki solunum volümü 1-4 L / /dak. artar. Akciğer hergün 15000 mmol CO2‘i ekspire eder. Pulmoner kompanzasyon metabolik asit / baz değişikliklerinde de etkilidir.

Pulmoner kompanzatuar yanıtlar metabolik karışıklıklar sırasındaki belirgin pH değişikliklerine karşı savunmada da önemlidir.

-    Metabolik asidozda pulmoner kompanzasyon

Arteriyel kan pH’ sındaki değişiklikler medulladaki solunum merkezini uyarır. Alveoler ventilasyon artar. PaCO2 azalır ve arteriyel pH değerini normale döndürmeğe çalışır. Düşük PaCO2 değerinde pulmoner reaksiyon çabuk oluşur, 12-24 saat sonra dengeye ulaşır. PH hiçbir zaman tam normal değerini bulamaz. Plazma HCO3 değerlerindeki her 1 mmol / L’lik azalmaya karşı PaCO2 ‘de 40 mmHg’nın altında 1-1,5 mmHg düşer.

-    Metabolik alkalozda pulmoner kompanzasyon

Arter kanında pH artması solunum merkezinde depresyon yapar. Sonuç olarak alveolar hipoventilasyon PaCO2 değerini yükselterek arteriyel pH’nın normale dönmesini sağlar. Metabolik alkaloza karşı pulmoner reaksiyon, metabolik asidoza karşı olandan zayıftır. Hipoksemi progresif hipoventilasyonun sonucudur ve oksijene duyarlı kemoreseptörleri aktive eder. Bunlarda solunumu uyarır ve kompansatuar pulmoner reaksiyonu sınırlar.

Sonuç olarak PaCO2 metabolik alkalozda 55 mmHg’nin üzerine çıkmaz. (HCO3 ) deki her 1 mmol/L artışa karşı PaC02 0,25-1 mmHg kadar yükselebilir.

C-Böbreklerle asit-baz dengesinin düzenlenmesi:

    Böbreklerin tubuler filtrattan reabsorbe edilen HCO3 miktarını kontrol etme , yeni HCO3- oluşturma ve H+‘ yi titre edilebilir asitler ve amonyak iyonları şeklinde elimine etme yetenekleri onların hem metabolik hem de respitatuar asit-baz bozuklukları sırasında pH üzerinde major etkiler geliştirmesini sağlar.

Böbrek günde 1 mEq/kg sülfürik, fosforik asit veya tam okside olmamış organik asitleri atar. Bunlar endojen veya diyetle alınan protein, nükleoprotein, organik fosfat, asidik aminoasit (arginin, lysine, metihionin, elastin) metabolizmasının ürünleridir. Nükleoprotein metabolizmasında ürik asit de oluşur. Bazı anyonik amino asitlerin (glutamat aspartat) ve diğer organik bileşiklerin (sitrat, asetat, laktat) metabolizması sonucu oluşan endojen alkali, asit metabolitleri nötralize edemeyecek kadar azdır.

Asit baz dengesi bozukluklarının kliniği karakteristik değildir ve kan gazları analizi yapılmadan kolay tanı konamaz. Kan gazlarının yorumlanmasında ilk basamak primer bozukluğun araştırılmasıdır. Asit baz dengesi bozuklukları respiratuvar ve metabolik nedenlere bağlı olabilir. Respiratuvar olaylarda asidoz veya alkaloz PaC02‘ndaki değişim sonucu gelişir: Respiratuvar bozuklukların göstergesi PaC02 dır. PaCO2 respiratuvar asidozda yüksek, respiratuvar alkolozda ise düşüktür. Metabolik bozuklukların tanısı en kolay BE değerindeki değişikliklerle konur. Metabolik asidozda BE değeri -3 alkalozda ise +3 mmol/L den yüksektir.

Primer bozukluklar saptandıktan sonra, kompanzasyon derecesi araştırılmalıdır. Asidoz ve alkaloz geliştiğinde, kompanzasyon mekanizmaları ile pH normal sınırlarında tutulmaya çalışılır. Respiratuvar bozukluklarda renal bozuklukların ayırt edilmesi gerekir. Metabolik bozuldukların solunum komanzasyonu ise hızlı olur. Respiratuvar bozukluklarında primer değişiklik PaCO2‘ ndadır ve HCO3‘ ların arttırılması veya azaltılması ile kompanse edilir. Metabolik bozukluklarda ise primer değişim HCO3‘ lardadır ve pH; PaC02 değiştirilerek normale getirilmeye çalışır.

Kompanzasyon ancak belirli sınırlar içinde gerçekleştirilir. Pür respiratuvar bozukluklarda HCO3 iyonlarında, ve pür metabolik bozukluklarda PaCO2‘ nda olabilecek kompanzatuvar değişikler gözlenerek, %95 güvenirlik sınırları içinde limitleri belirlenmiştir. Bu bulgulara dayanarak, kompanzasyon derecesini tahmin etmeye yarayan değişik formüller ve diyagramlar hazırlanmıştır

Beklenen kompanzatuvar değişiklikler hesaplanarak da tahmin edilebilir (Tablo 2): Akut respiratuvar asidozlarda 1 mmol/L artışa yo! açar. H+ ‘larındaki artış PaCO2deki her 10 mmHg’ lık basınç artışı HC03 larda 1 mmol/L artışa yol açar. H+ lardaki artış PaCO2‘ndaki artışın %80′i kadardır. Örneğin PaC02 30 mmHg artarsa, H+ larında beklenen artış 24 mmol/L (30 x 0.8)’dür. Kronik respiratuvar asidozda ise HCO3‘ lardaki artış daha fazladır. Her 10 mmHg lık PaCO2 yükselmesi, HCO3 larda 3 mmol/L artışa yol açar. pH daki düşüş de buna bağlı olarak daha azdır. H+ larındaki artış PaCO2‘ndaki artışın ancak %30′u kadar olur. Akut respiratuvar alkalozda H+ larındaki değişim, akut respiratuvar asidozda olduğu gibi, PaCO2‘ daki değişimin %80′i kadardır. Kronik respiratuvar alkalozda ise %17 si kadardır. Metabolik asidozda PaCO2‘ nda beklenen kompansatuvar düşüş, her 1 mmol/L HCO3 değişimi için 1 mmHg’dır. Kompanzasyon tamamlandığında, PaCO2‘ nın beklenen değeri yaklaşık olarak pH’nın son iki basamağına eşittir. Örneğin pH 7.33′e düşerse, kompansasyon sonunda PaCO2 33 mmHg olur. Metabolik alkalozda 1 mmol/L HCO3 artışı, PaC02 nda 0.6 mmHg’lık yükselmeye neden olur. Dengeye ulaşıldığında, beklenen PCO2, 0.9 x (HCO3 mmol/L) + 9 formülüyle hesaplanır.

Kan gazları analizinde son basamak ise, uygulanan tedavilere verilen cevapların araştırılmasıdır. Bu da yine, asit baz diyagramları üzerinde işaretleme ile daha kolay yapılabilir.

Tablo 2- Asit baz dengesi bozukluklarının kompanzasyonu

Respiratuvar Metabolik
Asidoz Alkaloz Asidoz Alkaloz
Primer bozukluk

↑ PCO2

↓ PCO2

↓ HCO3

↑ HCO3

Kompanzasyon

↑ HCO3

↓ HCO3

↓ PCO2

↑ PCO2

Akut

Her 10 mmHg ∆PCO2 için 1 mmmol/l

Her 10 mmHg ∆PCO2 için 2 mmmol/l

1 mmmol/l ∆PHCO3 için 1mmHg ∆PCO2

1 mmmol/l ∆PHCO3 için 0.6 mmHg ∆PCO2

Kronik

Her 10 mmHg ∆PCO2 için 3 mmmol/l

Her 10 mmHg ∆PCO2 için 5 mmmol/l

PCO2 pH’ nın son iki basamağı

PCO2 = 0.9 x ( HCO3 )


Asit: Suda eridiğinde (çözündüğünde) hidrojen iyonlarını açığa çıkaran ve elekrtik ileten, turnusolun mavi olan rengini kırmızıya çevirmek gibi kimyasal özelliği olan, tadı ekşi, rengi billur, kimyasal tepkimeleri hızlandırıcı olarak da kullanılan (asit kataolizi: bir kimyasal tepkimenin, tepkimeye doğrudan katılmayan asit eklenerek hızlandırılması) bazlar ve metaller üzerinde etki ederek tuz oluşturan maddedir. Cu, Hg, Ag (gazı soymetal) asitlerle tepkimeye girmezler.

Tarihsel Gelişimi: Asitlerin gerçekten doğru kabul edilebilecek ilk tanımını 1838′de Alman kimyacı Justus von Liebig yapmıştır. Liebig’in tanımına göre asit, yerini bir metal atomuna bırakabilecek biçimde hidrojen içeren bir bileşiktir.

Elli yıl kadar sonra bir başka Alman kimyacısı Wilhelm Ostwald ve İsveçli kimyacı Svante Arrhenius, asitlerini bazların, tuzların su içinde çözündüklerinde, bölüm bölüm ya da bütünüyle, “iyon” adını verdikleri parçacıklara ayrıldıklarını belirlediler. Bu parçacıklardan pozitif yüklü olanlara “katyon”, negatif yüklü olanlara “anyon” adı verildi. İyon çözeltilerine de elektriği iyi ilettikleri için “elektrolit” adı verildi. Asitler elektrolitte, hidrojen iyonu (H), bazlarda hidroksit (OH) iyonu üretiyorlardı.

Bilinen ilk Asit: Asetik asit, arı halde, (kemirme) gücü yüksektir ve boğucu bir kokusu vardır. Renksizdir, 118˚C’ta kaynar: 16,5˚C’ta ve olağan atmosfer basıncı altında katılaşır.

Asitler bütün kimyasal maddelerin hem en yararlılarından, hem de en tehlikelilerinden sayılır. Sözgelimi derişik hidroklorik asit öldürücü bir zehirdir; ama mide özsuyunda bir miktar seyreltik hidroklorik asit bulunmasaydı besinler yeterince sindirlemezdi. Asit terimi “ekşi” anlamındaki Latince bir sözcükten türetilmiştir, çünkü bu bileşiklerden çoğunun tadı ekşidir. Bu yüzden eskiçağlarda insanlar asitleri tadına bakarak ayırt eder, örneğin sirkenin tipik bir asit olduğunu bilirlerdi. Kimyacılar ise tanımadıkları bir sıvının asit olup olmadığını anlamak için turnusol denen boyarmaddelerden yararlanırlar. Liken türü bitkilerden elde edilen bu boyarmaddeler, asit ve baz yapısınıdaki maddeleri tanıyıp ayırt etmeye yarayan birer belirteç ya da ayıraçtır. Asitleri tanımanın bir yolu da bu maddelerin içine element halinde magnezyum ya da sodyum karbonat (çamaşır sodası) karışırmaktır. Çünkü bu maddelerin ikisi de asitlerde çözünürken tıpkı bir gazoz gibi köpürür.

Asit Gücü: Bir asidin gücü sudaki ayrışmasıyla ilgilidir. Güçlü asitler ve bazlar, suda büyük ölçüde ayrışırlar. Güçsüz asit ve bazlar çok düşük bir yüzdeyle (genellikle % 1′den az) ayrışabilirler. Bir asit ya da baz çözeltisinin bücü pH’siyle (0′dan 14′e kadar ölçeklendirilir) anlaşılır.

Derişik, yani sulandırılmamış asitler son derece tehlikelidir; hatta seyreltik asitleri bile çok dikkatli kullanmak gerekir. Örneğin sülfürik, nitrik ve hidrolorik asit gibi sıvı ya da sulu çözelti halindeki asitler çok yakıcı ve aşındırcı olduğundan, kullanırken bu maddelerin deriye ve giysilere sıçramamasına özen göstermelidir. Buna karşılık katı halde bulunan asitlerin yakıcılık ve aşındırıcılık özelliği bu kadar kuvvetli değildir. Kimyasal olarak birbirinin kaşıtı olan asitler ile bazlar arasındaki tepkimlere “nötrleşme” ya da “yansızlaşma” tepkimesi denir. Böyle bir tepkimenin sonucunda tuz denen bir bileşik ile su oluşur.

Asit Katalizörü: Petrol Hidrokarbonlarının benzine ve benzeri ürünlere dönüştürülmesi gibi, sanayide önem taşıyan birçok tepkimeden asit katalizörlerden yararlanılır. Örneğin molekül ağırlığı yüksek hidrokarbonların parçalanmasında (karking) aluminyum-silisyum dioksit (Brønsted-Lowry asitleri), doymamış hidrokarbonların polimerleştirilmesinde sülfürik asit ya da hidrojen flüorür (Brønsted-Lowry asitleri), alifatik hidrokarbonarın izomerleştirilmesinde aluminyum klorür (Lewis asidi) gibi asit katalizörler kullanılır. okumaya devam edin…


Bir maddenin molekül yapısı, sıcaklığı, çözündüğü ortam maddenin kuvvetli veya zayıf asit (veya baz) olarak davranışına neden olan faktörlerden bazılarıdır. Farklı maddelerin asitlik–bazlık kuvvetlerini karşılaştırmak için bu maddelerin aynı sıcaklıkta aynı çözücü de çözülmeleri gerekir. Asitler ve bazların sulu çözeltilerinin asitlik – bazlık kuvvetleri aşağıdaki gibi karşılaştırılabilir:

1. Hidrojenin bir ametalle oluşturduğu HX genel formülüne sahip bir asit molekülünde hidrojenle X arasındaki bağ ne kadar polar ise (X ametalinin elektronegatifliği ne kadar yüksekse), suda HX’ in H+ ve X– iyonlarına ayrışması o kadar kolay olur. Dolayısıyla molekülün asit karakteri o kadar kuvvetlenir. Aynı periyotta bulunan elementlerin elektronegatiflikleri periyot içinde soldan sağa doğru arttığından, bileşiklerin asitlik kuvvetleri; NH3 < H2O < HF şeklindedir.

2. Periyodik cetvelde aynı grupta bulunan elementlerin hidrojenle oluşturdukları HX türü bileşiklerin asitlik kuvveti şöyle karşılaştırılabilir: Grupta yukarıdan aşağı doğru elementlerin elektronegatiflikleri azalır. Bunun sonucu bileşiklerin asitlik kuvvetlerinin azalması beklenir. Grupta yukarıdan aşağı doğru atomların hacimleri artar. Atom hacminin artması atom merkezleri arasındaki uzaklığı arttırır. Bu da H – X bağının zayıflamasına ve H – X molekülünün suda H+ ve X– şeklinde iyonlaşmasına neden olur. Sonuç olarak; atom hacminin artışının neden olduğu asitlik kuvvetindeki artış, elektronegatifliğin azalmasının neden olduğu asitlik kuvvetindeki azalmadan daha baskındır. Bu nedenle bir grupta bulunan HX türü bileşiklerin asitlik kuvveti grup içinde yukarıdan aşağı doğru artar. Örneğin; VIIA grubunun hidrojenli bileşiklerinin asitlik kuvvetleri;

HI > HBr > HCl > HF şeklindedir.

HX şeklinde bir asidin kuvvetinin periyodik cetvelde grup ve periyot içindeki değişimi H–O–Z genel formülü ile gösterilebilen oksi asitlerin (oksijen atomu içeren asitler) kuvveti Z elementinin elektronegatifliğine bağlıdır. Z’ nin elektronegatifliği arttıkça, H–O bağındaki elektronları çekme eğilimi artar. Bu H-O bağının polarlığını arttırır ve molekülden H+ iyonunun kopmasını kolaylaştırır. Sonuç olarak; HOZ molekülünde Z’ nin elektronegatifliği arttıkça molekülün asitlik kuvveti artar. Örneğin; Cl atomu, I atomundan daha elektronegatiftir. Öyleyse HOCl ve HOI asitlerinin kuvvetlilik sırası;

HOCl > HOI şeklindedir. okumaya devam edin…

 pH sı belli olan, seyrelmeyle veya az miktarda kuvvetli asit veya baz ilavesi sonucu pH sı değişmeyen çözeltilere tampon çözeltiler denir.

Tampon çözelti zayıf bir asit ve konjüge bazını veya zayıf baz ve konjüge asidini içeren bir çözeltidir.

Zayıf bir asit olan HA çözeltisi ile NaA tuzu ile karıştırılarak tampon çözeltisi hazırlanır.

Genellikle oldukça derişik çözeltilerle çalışıldığından, Ka değeri de 10-4 -10-9 arasında düşünüldüğünden suyun iyonlaşma etkisini düşünmeye gerek yoktur.

[H3O+] = Ka x [ HA] / [A-]

formülünden [H3O+] iyonunun derişimi oradan da ortamın pH’sı hesaplanır.

Tampon hazırlamayı değişik örneklerle açıklayabiliriz.

Örnek 1.

1 M sodyum format (NaHCOO) ve 0,5 M formik asit (HCOOH) içeren çözeltinin pH’sı nedir?

Ka = 1,80×10-4

Öncelikle formik asidin (HCOOH) tepkimesi yazılır.

 [HCOO-] = [NaHCOO]

Ka = [HCOO-] x [H3O+] / [ HCOOH]

[H3O+] = Ka x [ HCOOH] / [HCOO-]

[H3O+] = 1,80×10-4( 0,5/1)

[H3O+] = 9,0×10-5 okumaya devam edin…

En yaygın kombine bozukluk respiratuvar, ve metabolik asidozun beraber görülmesidir. Bu, respiratuvar hastalığı olan kişide, asidoza hiperventilasyon cevabı gelişmediğinde oluşur. Kardiyak arrestte, pulmoner ödemde, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve hipokseminin, hipokalemik myopati ve metabolik asidozun beraber bulunduğu durumlarda görülür. Bazı toksinler (metanol, etilen glikol, karbon monoksit, sodyum nitroprusid) solunumu deprese ederler ve aynı zamanda metabolik asidoza yol açarlar. Kan gazı analizinde PaC02 yüksektir ve negatif BE artmıştır.

Respiratuvar asidoz ve metabolik alkaloz KOAH ve kalp yetmezliği olan hastalara diüretik verilmesiyle gelişebilir. Tanı, pozitif baz fazlalığı ve kompanzatuvar PaC02 veya HCO3 yükselmesinin beklenenden fazla oluşu ile konur.

Respiratuvar ve metabolik alkaloz kombinasyonunun ise özellikle cerrahi hastalarda mortalitesi yüksektir. Alkalozda, myokard depresyonu, vazokonstrüksiyon ve oksijen ayrışım eğrisinin sola kayması ile dokulara oksijen sunumu azalır. Masif kan transfüzyonu yapılan hastalarda sitratın metabolize edilmesiyle metabolik alkaloz gelişebilir ( 1 ünite kandan 17 mmol bikarbonat oluşur ). Bu hastalar ise genellikle mekanik olarak ventile ya da hiperventile olan hastalardır. Gebelerde de kusma ve hiperventilasyon sonucu gelişebilir. Kan gazları analizinde PaC02 düşük, pozitif BE artmıştır.

Respiratuvar alkaloz ve metabolik asidoz en sık salisilat zehirlenmelerinde ve karaciğer hastalıklarında görülür. Laktik asidozunda da hiperventilasyon aşırıdır.

Tanı negatif baz fazlalığı ve kompanzatuvar PaCO2 düşmesinin beklenenden daha fazla olması ile konur.

Laktik asidoz: okumaya devam edin…

 Asit baz titrasyonlarında hesaplanması gereken dört temel nokta vardır.

  1. Başlangıç pH sı
  2. Eşdeğerlik noktasından önceki hesaplamalar
  3. Eşdeğerlik noktasındaki hesaplamar
  4. Eşdeğerlik noktasından sonraki hesaplamalar

Örnek:

100 ml 0,05 M asetik asidin (CH3COOH) 0,05 M sodyum hidroksit (NaOH) çözeltiis ile yaptığı titrasyon sonucunda oluşan titrasyon eğrisini inceliyelim.

Başlangıçta ortamda sadece asetik asit (HA) vardır. Eklenen baz hacmi 0 olduğundan ortamın pH’sını bulurken HA’nın iyonlaşma denkleminden yararlanırız.

HA + H2O H3O+ + A-

0,05             x     x

Ka = 1,75×10-5 okumaya devam edin…

pH

Yorum yok

pH suyun asitlik veya bazlık durumunun bir ölçüsüdür ve logaritmik bir ölçüdür. Saf su H ve OH iyonları açısından dengelidir ve PH değeri 7′dir.

PH<7 ise asidik , PH>7 ise baziktir.

PH H+ iyonlarının elektrik potansiyellerine bağlı olarak veya renk indikatörleri ile ölçülebilir.Düşük PH’lı sular çoğunlukla, hız kısıtlayıcı reaksiyon olan katot reaksiyonunu kolaylaştırıp, korozyonu artırır. Bu parametre içme suyunun güvenliği hakkında direk bilgi vermez. Düşük pH ve aynı zamanda düşük TDS ‘li sular korozif olduğu için borulardaki birtakım zehirli metalleri çözebilir. Yüksek pH ‘a sahip sularda da pH’ı yükselten kimyasalların zararlı olup olmadığı belirlenmelidir.

pH: hidrojen iyon konsantrasyonu veya sudaki hidrojen potansiyeli.

Asitler

Yorum yok

Asitler, çözeltiye hidrojen iyonu bırakan bileşiklerdir. Bütün asitler hidrojen (H+) içerir. Genelde;

1- Ekşi bir tada sahiptirler.

2- İndikatörlerin rengini değiştirirler. (Asitler litmus kağıdını kırmızıya çevirirler).

3- Bazlarla reaksiyona girdiklerinde tuz ve su oluştururlar. Bundan başka çok çeşitlilik gösteren başka özellikleri de bulunur. Bu spesifik özellikler, anyon muhtevası ve ayrılmamış molekülerden dolayı olur. Çeşitli asitlerin molekülleri, çözeltiye farklı miktarda serbest Hidrojen bırakma eğilimindedirler.

Hidroklorik asit (güçlü asit)

HCI H + CI

Asetik asit (zayıf asit)

C2 H4 O2 (CH3COOH)

Asetik asit; (sirke) zayıf iyonize olur ve serbest oksijenden az miktarda çözeltiye bırakır. Güçlü asit ve bazlar iyonlarına ayrılır ve ayrılmış halde bulunur. Bu asit olarak tek yönlü ok ile ifade edilir. Zayıf asit ve bazlar sürekli olarak iyonizasyon prosesi altındadırlar. Serbest iyonlar sürekli olarak tekrar kombine olurlar. Bu durum çift yönlü ok ile belirtilir.

Asidik olan bir su asit nötralizerleri ile arıtılır. Su asidik ise geçtiği yerlerde zamanla mavi-yeşil lekeler ortaya çıkar. pH testleri ile suyun asidik olup olmadığı anlaşılabilir.

Asit nötralizer olarak kalsit kullanıldığı zaman suya karışan çözünmüş kireç taşları su sertliğinin artmasına neden olur.

Soda veya sodyumhidroksit ile de pHyükseltilebilir.

Asidite,alkalinite ve pH derecesi ayrı ayrı şeylerdir. Mesela hidroklorik asidin, sülfirik asidin ve hidroklorik asidin 0.1 normal eriyiklerinin (1 litre suda 1 litre eşdeğer gram ağırlıkta asit bulunan eriyik normal eriyiktir.) asiditesi birbirinin aynıdır. Halbuki bu eriyiklerin pH değerleri farklı ve sırasıyla 1.08, 1.20,2.889′dur. Asitlik bir yetenek faktörü olup bazları nötürleştirmek kapasitesi olarak belirlenir; aynı şekilde alkalilikte bir yetenek faktörüdür ve asitleri nötrleştirme kapasitesidir. Halboki pH değeri aksine bir şiddet, yoğunluk faktörü olup hidrojen iyonlarının konsantrasyonunu gösterir. PH değeri asitlik ve alkalilik aktivitesinin (faaliyet derecesinin) bir ölçüsüdür.

Alkalilik bir sudaki HCO3, CO3 ve OH köklerinin toplamının me/lt veya mg/lt cinsinden eşdeğeri kalsiyum karbonat olarak verilmektedir. Asitlik de aynı şekilde sudaki SO4,CI,NO3 ve diğer asit köklerinin toplamına karşı gelen eşdeğer CaCO3 miktarını me/lt veya mg/lt cinsinden göstermektedir.

Yani alkalilik ve asitlik terimleri eriyikte mevcut HCO3 ve SO4 gibi birçok köklerin ağırlığını göstermekte fakat bunların hiçbiri eriyiğin kimyasal aktivitesi hakkında fikir vermemektedir. Halbuki pH , eriyiğin kimyasal aktivitesinin bir ifadesidir; zira eriyik ne kadar aktif ise o kadar çok iyonize olacak ve içindeki H+ iyonu miktarıda ona göre artacaktır.