Birincil Enerji Kaynakları

Dünya Birincil Enerji Talebi

Dünya birincil enerji talebinin son yirmi yılda olduğu gibi düzenli olarak artması bekleniyor. Dünya ekonomisinde “hızla büyüme senaryosu”nun gerçekleşmesi halinde , dünya enerji talebi yılda %3.1 artacak. “Yavaş büyüme senaryosu”nda ise,enerji talebindeki büyüme yılda %21 olacak. Her iki durumda da, nihai enerji talebinin en hızlı büyüyen kısmını elektrik oluşturacak. (1995-2020arasında elektrik talebi yarım misli artacak) Ayrıca, dünya enerji talebindeki farklı bölgelerin paylarında yapısal bir kaymanın ortaya çıkması muhtemeldir. OECD dışı ülkelerin dünya talebindeki paylarının ,1995’te toplamın yaklaşık yarısını oluşturmasına karşılık, 2020’de toplamın 2/3 sini oluşturacağı tahmin ediliyor. Bu ülkelerde ticari olmayan kaynaklardan, ticari kaynaklara doğru giderek artan bir değişikliğin gerçekleşmesi bunun başlıca nedenlerindendir.

Kömür

Dünya maden kömürü yataklarının en önemlileri Kuzey Yarımküre’nin orta enlemlerinde yer almaktadır. Bir çok yerde bulunmakla ve petrol ve doğal gaza göre daha düzenli dağılmakla birlikte, bilinen kömür rezervlerinin hemen hemen üçte ikisine üç ülke sahip bulunmaktadır. ABD(%23.3), B.D.T (Ukrayna, Rusya ve Kazakistan %23.4), Çin (%11), Avustralya (%8.8), Hindistan (%6.8), Almanya (%6.5), Güney Afrika (%5.4) ve Polonya (%4.1) da rezerv bakımından önde gelen ülkelerdir. Maden kömürü rezervlerinin dünyanın büyük bir kısmında bol ve yaygın olması nedeniyle kullanımının da artacağı beklenmektedir. Ayrıca yeni teknolojilerinde maden kömürünün elektrik enerjisi haline dönüştürülme yeterliliğini artırması, kullanımı daha da teşvik etmektedir.

Petrolden sonra ikinci büyük enerji kaynağını (elde edilen toplam enerjideki payı %25.3) oluşturan maden kömürünün dünya çapında çıkarımı 1990’lı yılların ortalarına kadar genelde hep artış eğilimi izlemişti. Sovyetler Birliği’ndeki dağılma olayından etkilenerek 1991-1993 yılları arasında bir miktar azalma gösteren dünya kömür çıkarımı , 1994’den sonra yeniden artarak 1997’de yeniden 4.7 milyar tona yükselmiştir.

Maden kömürü çıkarım miktarlarındaki yakın zamanlı artış Çin, Hindistan, Venezüella gibi sanayileşmekte olan, Avustralya ve Güney Afrika gibi de maden kömürü yataklarının zengin olduğu çıkarımın dünya taleplerine göre ayarlandığı ülkeler olmuştur. Yoksa, hem geleneksel kömür ülkesi İngiltere’de ve de demir-çelik sanayisinde kömür kullanan diğer Batı Avrupa ülkelerinde üretim çok düşmüş; ABD’de ise hemen hemen aynı düzeyde fakat giderek daha dar bir kullanım alanıyla sınırlanmış olarak kalmıştır.

Bölge ya da ülkelere göre maden kömürü kullanımı değişiklik gösterir: Örneğin, enerji elde etmede katı yakıtlar en düşük orana petrol alanı olan Ortadoğu(%1.5) ve Latin Amerika’da (%5.4) varırken, en yüksek orana da Çin (%73.5) ve Asya’nın geri kalan kısımlarında(%43.7) varmaktadır. Maden kömürü kullanımının azaldığı alanlarda bile yine de bu yakıtın iki kullanıcısı vardır : Birincisi İngiltere ve ABD’de tüketilen maden kömürünün yarıdan fazlası termik enerji istasyonlarında elektrik üretmede kullanılmaktadır;bunun bir avantajı da vardır ki bu da çok sıkı bir denetim altında elektrik üretimi yapılması sırasında maden kömürünün yeterli bir şekilde yakılmasıyla yararlanma miktarının arttırılması, buna karşılık kirliliğin azaltılmasıdır. İkincisi ise, demir-çelik üretiminde kok kömürünün hala temel hammadde durumunda olduğu yerlerde maden kömürünün eritme faaliyetlerinde yine geleneksel pazarını korumasıdır.     Maden kömürü üretim ve tüketiminin azalması konusu yeni yeni sanayileşen ya da sanayi faaliyetlerini arttıran gelişmekte olan ülkeler geçerli değildir. B.D.T ülkelerinin bazıları, Çin, Hindistan, Güneydoğu Asya ve Güney Amerika’da ağır sanayiler geliştikçe tüketim artmış ve maden kömürü ekonomide 19. yüzyıl Avrupası da sahip olduğu pozisyonun benzerine buralarda da sahip olmaya başlamıştır.

Petrol

Petrol dünyanın en önemli enerji kaynağını oluşturmaktadır. ve bunun önümüzdeki yirmi yılda değişmemesi beklenmektedir.Uluslararası Enerji Ajansınca yayımlanan 1998 verilerine göre,küresel enerji gereksiniminin 535.7’si petrolden karşılanmaktadır.1999 verilerine göre toplam 3.445 Mt olan dünya ham petrol üretiminde Orta Doğu %30.7 lik payla ilk sırayı almaktadır.Bunu %28.5 payla OECD ülkeleri izlemektedir.

    Ülke bazında ise, Suudi Arabistan 426 Mt ham petrol üretimi ve 12.4 lük payla ilk sırada yer almaktadır. Suudi Arabistan’ın 355 Mt üretim ve %10.3 lük pay ile ABD ve 303 Mt üretim, %8.8 pay ile Rusya izlemektedir.

    Öte yandan, ABD aynı zamanda dünyanın en fazla petrol tüketen ülkesi konumunda bulunduğundan kendi üretimine ek olarak 490 Mt ithalatı ile petrol ithal eden ülkeler arasında da birinci sırada yer almaktadır. En fazla petrol ithal eden ülkeler arasında ABD’yi 218 Mt ithalatı ile Japonya izlemektedir.

    Dünyanın toplam petrol ihracatı 1 922 Mt olarak gerçekleşmektedir. Petrol ihraç eden ülkeler arasında Suudi Arabistan 355 Mt ile birinci sırada yer almaktadır. Suudi Arabistan’ı 137’şer Mt ihracat ile Rusya ve Norveç izlemektedir.Irak ise 75 Mt

ihracat ile en fazla petrol ihraç eden onuncu ülke konumundadır.

Suudi Arabistan’da düzenlenen 7. Uluslararası Enerji Formu’nda petrolün önümüzdeki20 yıllık dönemde de 540 oranda bir payla en önemli enerji kaynağı niteliğini korumayı sürdüreceği tespit edilmiştir.

    Her durumda 2020 yılında dünya petrol arzının %40’ını sağlaması öngörülen Orta Doğu OPCE ülkelerinin (Suudi Arabistan,İran,Irak,Kuveyt,Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar) 2010-2020 dönemindeki petrol üretiminin önemine dikkat çekilmiş, ancak yeterli petrol rezervi bulunan söz konusu ülkelerde gerekli yatırımların zamanında yapılması durumunda üretimin beklenen oranda artmasının sağlanacağı kaydedilmiştir.

    Arıca söz konusu dönemde sektörel bazda petrol talep artışının öncelikle ulaşım sektöründe ortaya çıkacağı ve 2020 yılında dünya petrol tüketiminin %50’nin bu sektörde gerçekleşeceği kaydedilmiştir.

    Ülke başına petrol talep artışının ise, gelişmekte olan ülkelerden ve bu çerçevede özellikle Asya ülkelerinden kaynaklanacağı vurgulanmıştır. UEA, söz konusu dönemdeki artan petrol talebinin %70’inin bu ülkelerden kaynaklanacağı görüşündedir. Bu da gelişmekte olan ülkelerin petrole ve dolayısıyla petrol ithalatına bağımlılıklarının artacağı anlamına gelmektedir. OECD/UEA tarafından yapılan çalışmalarda, Türkiye’de bu ülkeler arasında gösterilmektedir. Türkiye’nin önümüzdeki 20 yıllık dönemi kapsayan enerji stratejisi makro ekonomik dengeler bakımından büyük önem taşımaktadır.


Doğalgaz

Tüketimi hızla artış göstermekte olan doğalgazın dünya enerji kaynakları tüketimi içerisindeki payı da yükselmektedir.2020 yılına kadar doğalgaz tüketiminin 167trilyon kübik feet’e(4,72 trilyon metreküp) ulaşması beklenmektedir.1980yılında 53 tfc,1990 yılında 73 tfc olan tüketim,1997 yılı itibariyle 82 tfc(2.3 trilyon metreküp) seviyesindedir.

Dünyada doğalgaz talebi Ortadoğu ve Afrika dışında hızla artma eğilimindedir. Asya’daki gelişmekte olan ülkeler ile Güney ve Orta Amerika’da yüksek oranlı doğalgaz talep artışı beklenmektedir.Ayrıca önümüzdeki dönemde gelişmekte olan ülkelerde de hızlı bir talep öngörülmektedir.

Doğalgaz elektrik üretiminde giderek artan oranda kullanılmaktadır.2020 yılına kadar ,elektrik enerjisi üretimi için kullanılan doğalgaz miktarının toplam doğalgaz tüketiminin %33’üne ulaşması beklenmektedir.Doğalgaz,santrallerde ekonomik olarak tribünlerin etkinliğini sağlamasının yanı sıra çevre etkileri nedeniyle de tercih edilmektedir.

Gelişmiş ülkelerde doğalgaz yıllık tüketim artışının diğer yakıtlara göre yüksek olduğu görülmektedir.2020 yılına kadar yıllı artışının %2.1 oranında olması beklenmektedir.Gelişmekte olan ülkelerde de benzeri gelişim izlenmektedir.1997 yılı itibariyle gelişmekte olan ülkelerde doğalgaz tüketiminin toplam enerji kullanımındaki payı dünya ortalaması olan %22oranın altında %14 ‘tür.Ancak önümüzdeki dönemde bu ülkedeki yıllık gaz tüketiminin %5,6 oranında artacağı tahmin edilmektedir.Bu ülkelerde doğalgaz enerji üretiminin yanı sıra ısıtma ve endüstri yakıtı olarak kullanılmaktadır. dünya

Dünya doğal gaz rezervleri son 20yılda %100 oranında artış göstermiştir.2000yılı itibariyle dünya doğalgaz rezervlerinin 5.146 tfc (145.7 trilyon metre küp) olduğu tahmin edilmektedir.Son 20 yılda rezerv artışları Eski Sovyet Rusya Cumhuriyetlerinde,Ortadoğu,Güney ve Orta Amerika ile Asya Pasifik bölgelerindeki ülkelerde görülmüştür.

    Bölgeler itibariyle rezerv/üretim oranları şöyledir; (söz konusu oran rezervlerin kullanım süresini göstermektedir.)

    Dünya rezerv/üretim oranı; 63.4 yıl

    Ortadoğu ve Afrika ; 100 yıl

    Eski Sovyet Cumhuriyetleri; 83.4 yıl

    Güney ve Orta Amerika; 71.5 yıl

    Kuzey Amerika ; 11.4 yıl

    Avrupa ; 18.3 yıl

 

 

Ülkeler İtibariyle Doğal Gaz Rezervleri (1998)

Ülke Rezerv

(Trilyon kübik feet)

Trilyon

m3

Toplam Rezerv İçi Payı %
Dünya 5.146 145.7 100.0
Üretici 20 Ülke 4.571 129.4 88.8
Rusya Federasyonu 1.700 48.1 33.0
İran 812 22.9 15.8
Katar 300 8.5 5.8
B.A.E 212 6.0 4.1
Suudi Arabistan 204 5.7 4.0
ABD 164 4.6 3.2
Cezayir 160 4.5 3.1
Venezüella 143 4.0 2.8
Nijerya 124 3.5 2.4
Irak 110 3.1 2.1
Türkmenistan 101 2.8 2.0
Malezya 82 2.3 1.6
Endonezya 72 2.0 1.4
Özbekistan 66 1.8 1.3
Kazakistan 65 1.8 1.3
Kanada 64 1.8 1.2
Hollanda 63 1.7 1.2
Kuveyt 52 1.4 1.0
Çin 48 1.3 0.9
Meksika 30 0.8 0.6
Diğer Ülkeler 575 16.2 11.0

Söz konusu tabloda yer alan 20 ülke dünya rezervlerinin %88.8’ine sahiptir. Rusya Federasyonu %33 ile ilk sırada yer alır.

    sonuç olarak, dünyadaki doğalgaz tüketiminin önümüzdeki 20 yılda, 1990 ‘lı yılların ikinci yarısındaki seviyenin iki katına çıkacağa tahmin edilmektedir. Tüketim artışının özellikle gelişmekte olan ülkelerde belirgin olacağı, doğal gazın elektrik santrallerinde kullanımın artacağı ve ülkelerin ithal kaynaklarını çeşitlendirme yönündeki çalışmalarının yoğunluk kazanacağı anlaşılmaktadır.

 

Belli Başlı Ülkeler İtibariyle Doğal Gaz Üretimi, Tüketimi,İhracatı ve İthalatı (1998)

ÜLKELER ÜRETİM

TCF milyar m3

TÜKETİM

TCF milyar m3

İHRACAT

TCF milyar m3

İTHALAT

TCF milyar m3

Rusya Federasyonu 20.9 591.8 13.9 393.6 7.0 198.2    
ABD 18.7 529.5 21.4 605.9   3.4 96.2
İran 1.9 53.8 1.8 50.9 0.1 2.8    
Katar 0.690 19.5 0.522 14.7 0.168 4.7    
BAE 1.31 37.1 1.07 30.2 0.24 6.8    
Suudi Arabistan 1.65 46.7 1.65 46.7        
Cezayir 2.6 73.6 0.7 19.8 1.9 53.8    
Kanada 6.0 169.9 3.0 84.9 3.0 84.9    
İngiltere 3.2 90.6 3.09 87.5 0.07 1.9  
Almanya 0.8 22.6 3.3 93.4     2.5 70.7
Norveç 1.63 46.1 0.13 3.6 1.50 42.4    
Venezüella 1.0 28.3 1.0 28.3        
Malezya 1.44 40.7 0.70 19.8 0.74 20.9    
Endonezya 2.44 69.1 0.94 26.6 1.27 35.9    
İtalya 0.6 16.9 2.0 56.6   1.4 39.6
Fransa 0.08 2.2 1.37 38.8     1.29 36.5

    Nükleer Enerji

    Petrol bunalımı ile beraber aslında teknolojisi geliştirilmiş olan nükleer santrallerin yapımı dünyada birden bire büyük bir hız kazanmış 70 tanesi ABD’de olmak üzere dünya yüzünde 250 civarında, çeşitli güçlerde nükleer santraller kurulmuştur.

    Kuramsal olarak 1 kg herhangi bir madde 12 milyar 500 milyon kw/saat bir enerjiye sahiptir. Yani enerji miktarı korkunç olmakla beraber insanoğlunun bugün eriştiği teknoloji bunun ancak çok küçük bir kısmını kullanabilmektedir. Bu bile nükleer gemilerin bir, iki ya da üç sene hiç yakıt kullanmadan denizlerde dolaşmasına yeterlidir.

    Nükleer enerji çok yoğun olmasına karşılık çok ucuz olup üretilen kw/saat enerji kömürle üretilenin 1/2 – 1/3 ü ve petrolle üretilenin 1/4 -1/5 fiyatına mal olmaktadır.

    ancak burada da yakıt sorunu vardır. Bu sistemde kullanılan yakıtta yenilenemeyen yakıttır ve dünya yüzünde sınırlı miktardadır. her ne kadar yeni geliştirilen surrejeneratörler ile artığı tekrar kullanma olanağı varsa da bitim noktası gene de mevcuttur.

    üstelik dünya yüzeyindeki uranyum rezervleri tam olarak bilinmemektedir.bununla beraber 50-70 yıllık kullanıma yetecek bir rezerv olduğu tahmin edilmektedir.

kamuoyu bu teknolojinin tehlikeleri konusunda iyice aydınlatılmıştır. Bir atom bombası yapmak için 6 kg plutonyum yeterlidir, buna karşılık bir surrejeneratör 5 ton plutonyum kullanmaktadır. Her ne kadar her türlü önlem alınıyorsa da halk bundan huzursuz olmaktadır. bunlara ilaveten nükleer santrallerdeki kazalar da bu enerjiye karşı halkta bir tepki doğurmuştur. Ne olursa olsun bir nükleer santral gaz veya sıvı şekilde bir miktar radyoaktif madde çıkarır. Son olarak radyoaktif atıkların depolanması gelecek nesillere bırakılacak en tehlikeli mirastır. 2000 yılında Avrupa, 70.000 metreküp orta aktiviteli radyoaktif artığı nereye koyacağına henüz karar verememiştir.



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir